bannerbanner
Rüzgârın Kızı Anne
Rüzgârın Kızı Anne

Полная версия

Rüzgârın Kızı Anne

Язык: tr
Год издания: 2023
Добавлена:
Настройки чтения
Размер шрифта
Высота строк
Поля
На страницу:
3 из 5

Kötümser zamanlarımda Pringleların Sloane ve Pylerın bir karışımı olduğunu düşünüyorum. Ancak öyle olmadıklarını biliyorum. Eğer düşmanlarım olmasalardı onları sevebileceğimi hissediyorum. Aslında çoğu samimi, neşeli, sadık kişiler. Bayan Ellen’ı bile sevebilirdim. Bayan Sarah’ı ise hiç görmedim. Bayan Sarah on yıldır Maplehurst’ten ayrılmamış.

“Çok hassas… Ya da öyle olduğunu zannediyor.” dedi Rebecca Dew burun kıvırarak. “Kibrine de diyecek yok. Tüm Pringlelar kibirlidir. Ancak o iki ihtiyar kız hepsini geride bırakır. Atalarından nasıl bahsettiklerini duyman lazım. İhtiyar babaları Kaptan Abraham Pringle kibar bir adamcağızmış. Kardeşi Myrom o kadar da kibar değilmiş ancak Pringlelar ondan pek bahsetmezler. Onların seni çok zorlayacak olmalarından feci korkuyorum. Bir şeyi ya da bir kimseyi kafalarına koydular mı hiçbir şey fikirlerini değiştirmelerini sağlayamaz. Ancak başını dik tut Bayan Shirley… Başını dik tut.”

“Keşke Bayan Ellen’ın kek tarifini alabilseydim.” diye iç çekti Chatty teyze. “Bana vereceğinin sözünü vermişti ama vermedi. Eski bir İngiliz tarifi. Tarifleri söz konusu olunca çok ketumlar.”

En fantastik hayallerimde Bayan Ellen’ın Chatty teyzeye o tarifi dizlerinin üstüne çöktüğü vaziyette uzattığını görüyorum. Bu hayallerde Jen “p” ve “q” harflerini yazarken dikkatli davranıyor. Asıl çıldırtan ise eğer tüm kabilesi haylazlıklarının arkasında durmasa Jen’in doğru yazmasını kolayca sağlayabilecek olmam.

(İki sayfa eksik.)

Sadık hizmetkârınız, Anne Shirley

NOT: Chatty teyzenin büyükannesi aşk mektuplarını böyle imzalarmış.

15 Ekim

Kentin diğer ucunda dün gece bir hırsızlık olayı yaşandığını öğrendik. Eve zorla giren biri bir miktar para ile bir düzine kadar gümüş kaşık çalmış. Bu sebepten Rebecca Dew, Bay Hamilton’ı köpek ödünç almak üzere ziyaret etti. Köpeği arka verandaya bağlayacakmış. Bana da nişan yüzüğümü kilitleyip kaldırmamı söyledi.

Bu arada Rebecca Dew’ün neden ağladığını öğrendim. Belli ki aile içinde bir anlaşmazlık yaşanmış. Dusty Miller bir kez daha “yaramazlık” yapınca Rebecca Dew, Kate teyzeye kedi ile ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini söylemiş. Kedi çileden çıkarıyormuş onu. O yıl içinde üçüncü kez yaşanmış bu olay ve kedinin bunu kasten yaptığına inanıyormuş. Kate teyze ise eğer Rebecca Dew, kedi miyavladığında dışarıya çıkmasına müsaade ederse yaramazlık yapma tehlikesi olmayacağını söylemiş.

“İşte bu bardağı taşıran son damlaydı.” dedi Rebecca Dew.

Akabinde gözyaşları dökülmüş!

Pringle vaziyeti ise her geçen hafta daha da keskin bir hâl alıyor. Dün kitaplarımdan birine çok terbiyesiz bir şey yazılmıştı ve Homer Pringle okuldan çıkarken parende atarak ilerliyordu. Ayrıca isimsiz bir mektupta çok sayıda çirkin imalar vardı. Ancak her nedense ne kitaptan ne de mektuptan dolayı Jen’i suçluyorum. Her ne kadar küçük bir şeytan olsa da yapmayacağı şeyler var. Rebecca Dew çok öfkelendi ve eğer Pringlelar eline düşseydi neler yapabileceğini düşünürken ürperdim. Nero’nun yaptıkları onunkiyle kıyaslanamaz bile. Onu pek suçlamıyorum. Çünkü öyle zamanlar oluyor ki Borgia Hanedanı’nın zehirli iksirlerinden birini Pringlelara seve seve ikram edermişim gibi geliyor bana.

Diğer öğretmenlerden pek bahsetmedim gibi geliyor. İki öğretmen var biliyorsun ki. Müdür yardımcısı, üçüncü sınıflardan sorumlu Katherine Brooke. Diğeri ise hazırlık sınıfından sorumlu George MacKay. George hakkında söyleyecek pek bir şey yok açıkçası. Kendisi utangaç, güzel huylu, yirmilik bir delikanlı. Belli belirsiz, hoş bir dağ aksanı var ki insana puslu adaları hatırlatıyor. Büyük babası İskoçya’daki Skye Adası’ndanmış. Hazırlık öğrencileriyle de arası çok iyi. Tanıdığım kadarıyla ondan hoşlandım. Ancak Katherine Brooke’dan hoşlanmak için kendimi baya zorlamam gerekecek korkarım.

Sanırım Katherine yirmi sekiz yaşlarında bir kız. Her ne kadar otuz beşinde gibi görünse de. Bana söylenenlere göre müdürlük görevini devralma beklentisindeymiş ve sanırım bu görevi benim almamdan rahatsız. Özellikle de kendisinden genç olduğum için. Kendisi iyi bir öğretmen. Biraz sert bir idareci. Ancak pek popüler değil. Üstelik bunu da hiç kafasına takmıyor. Ne arkadaşı ne de ailesi var. Temple Caddesi’ndeki kasvetli görünüşe sahip bir evde pansiyoner olarak kalıyor. Çok pasaklı giyiniyor ve sosyalleşmek için dışarı çıkmıyor. Ayrıca “kötü” olduğunu söylüyorlar. Çok alaycı biri ve öğrencileri iğneleyici laflarından ürküyorlar. Kalın, siyah kaşlarını öğrencilerine kaldırıp ağır ağır konuşmasının itici olduğu söylendi bana. Keşke ben de Pringlelara öyle davranabilseydim. Ancak onun gibi korku ile hükmetmekten hiç hoşlanmam. Ben öğrencilerimin beni sevmelerini isterim.

Her ne kadar öğrencilerini hizada tutmak konusunda sorun yaşamasa da onları sık sık bana yolluyor. Özellikle de Pringleları. Bunu kasten yaptığını biliyorum. Ayrıca yaşadığım zorluklardan keyif aldığından da fazlasıyla eminim. Perişan hâlimi görmek onu memnun edecektir.

Rebecca Dew kimsenin onunla arkadaş olamayacağını söylüyor. Dullar onu birkaç kez pazar akşam yemeğine davet etmişler. O iki güzel insan yalnızlar için her zaman ellerinden geleni yapıyor, onlar için çok leziz tavuklar ve salataları hazır ediyorlar. Ancak kadın hiçbir kez tekliflerini kabul edip de gelmemiş. Onlar da vazgeçmişler. Kate teyzenin dediği üzere “her şey bir yere kadar.”

Kulağıma gelen dedikodulara göre çok zeki biriymiş ve güzel şarkı söyleyip sesli okuma yapabiliyormuş. “Hatipmiş” Rebecca Dew’ün dediğine göre. Ancak ikisine da yapmazmış. Chatty teyze bir keresinde ona kilisenin akşam yemeğinde okuma yapmasını rica etmiş.

“Çok kaba bir şekilde reddetti.” dedi Kate teyze.

“Âdeta kükredi.” dedi Rebecca Dew.

Katherine’in derin, tok bir sesi var. Âdeta erkek sesi gibi. Keyfi yerinde olmadığında konuşması kükremeyi andırıyor.

Güzel olmasa da çabalayarak daha iyi hâle gelebilir. Esmer tenli. Muhteşem saçları her zaman alnının üstünden geriye taranıp boynunun dibinde biçimsiz bir topuz ile toplanmış vaziyette. Siyah kaşlarının altındaki açık kehribar rengi berrak gözleri saçlarına pek uymuyor. Göstermekten utanmaması gereken kulakları var. Ayrıca gördüğüm en güzel ellerin de sahibi. Üstelik güzel de bir ağzı var. Ancak çok kötü giyiniyor. Giymemesi gereken renkleri ve çizgileri bulmak konusunda âdeta bir dahi olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar soluk benizliyken mat koyu yeşiller ve sönük griler ona pek uymuyor. Çizgili kıyafetler ince uzun vücudunu daha da ince uzun gösteriyor. Ayrıca kıyafetleri, sanki onlarla uyumuş gibi görünüyor.

Davranışları çok itici. Rebecca Dew’ün dediği üzere her daim heyheyleri üstünde. Merdivenlerde ne zaman yanından geçsem hakkımda çok korkunç şeyler düşündüğü hissine kapılıyorum. Ne zaman onunla konuşsam yanlış bir şey söylemişim gibi hissettiriyor bana. Yine de onun için çok üzülüyorum. Her ne kadar kendine acımama öfkeli bir tepki gösterecek olsa da. Ona yardımcı olmak için de hiçbir şey yapamıyorum çünkü kendisine yardım edilmesini istemiyor. Bana karşı nefret içinde. Bir keresinde üç öğretmen öğretmenler odasındayken okulun yazılı olmayan kurallarına aykırı bir şey yaptım. Bunun üzerine Katherine, keskin bir şekilde, “Belki de kuralların üzerinde olduğunuzu düşünüyorsunuz Bayan Shirley.” dedi. Bir başka zaman okul için yararlı olacağını düşündüğüm değişiklikler teklif edince yüzündeki alaycı gülümsemeyle, “Ben peri masallarıyla ilgilenmiyorum.” dedi. Bir keresinde yöntemleri ve çalışmaları hakkında birkaç güzel şey söylediğimde, “Bütün bu karışıklığın arasında bir anlamı var mı peki?” dedi.

Ancak beni en çok kızdıran şey başka bir şey. Bir gün öğretmenler odasında ona ait bir kitabı kaldırmış ve kapağına bakmış bulundum.

“İsmini ‘K’ ile telaffuz etmen çok hoşuma gitti. Katherine, Catherine’den çok daha cezbedici. Çünkü K her zaman havalı C’den çok daha bohem.”

Hiç cevap vermedi. Ancak bir sonraki seferde bana yolladığı belgede ismi “Catherine Brooke” olarak geçiyordu.

Eve dönüş yolunda hep burnumdan soludum.

Eğer tüm o sert ve soğuk tavrına rağmen aslında dostluğa aç olduğuna dair içimde hissettiğim o tuhaf ve sebebi bilinmez duygu olmasa onunla arkadaş olma çabalarımı çoktan sonlandırırdım.

En nihayetinde eğer senin güzel mektupların, sevgili Rebecca Dew ve Küçük Elizabeth olmasaydı Katherine’in karşıtlığı ve Pringleların tavrı ile nasıl başa çıkardım bilemiyorum.

Artık Küçük Elizabeth’le tanışmış bulunuyorum. Kendisi dünya tatlısı.

Üç gece önce bir bardak sütü Kadın yerine Küçük Elizabeth’in ta kendisine uzattım duvardan. Başı kapının üst tarafına zar zor ulaşıyordu. Yani yüzü sarmaşıklarla çevriliydi. Ufak tefek, solgun, altın rengi ve hüzünlü bir çocuk. Sonbahar alacakaranlığından bana bakan gözleri iri ve altınımsı ela rengindeydi. Gümüş ve altın renginden saçları ortadan ayrılmış, omuzlarına dökülüyordu. Açık mavi pötikare kumaştan bir elbise giyiyordu. Bu hâliyle Elf diyarlarının bir prensesini andırıyordu. Rebecca Dew’ün, “narin mizaçlı” dediği türdendi ve bana bir şekilde iyi beslenmeyen bir çocuk görüntüsü verdi. Bedensel olarak değil de ruhsal olarak. Bir güneş ışığından çok ay ışığı gibiydi.

“Peki bu Elizabeth mi?” diye sordum.

“Bu gece değil.” diye cevap verdi ciddiyetle. “Bu gece Betty olduğum gece çünkü dünyadaki her şeyi seviyorum bu gece. Dün Elizabeth’tim ve yarın gece muhtemelen Beth olacağım. Nasıl hissedeceğime bağlı.”

İşte burada bir kafa denginin dokunuşu vardı. Bu dokunuşla bir kez daha ürpermiştim.

“İstediğin zaman değiştirip yine de kendininmiş gibi hissedebileceğin bir ismin olması ne kadar da güzel.”

Küçük Elizabeth kafasını salladı.

“Çok fazla isim türetebiliyorum. Elsie, Betty, Bess, Eliza, Lizbeth, Beth… Ancak Lizzie değil. Lizzie’den asla hoşlanmadım.”

“Kim hoşlanabilir ki?” dedim.

“Sizce bu benim saçmalamam değil mi Bayan Shirley? Büyükannem ve Kadın öyle düşünüyorlar.”

“Hiç de saçma değil. Çok akıllıca ve çok eğlenceli.” dedim.

Küçük Elizabeth bana manalı manalı baktı. Çocuğun beni gizli bir ruhani terazide tarttığını hissettim. Sonrasında müteşekkir bir şekilde fark ettiğim üzere terazide hafif gelmemiştim. Çünkü Küçük Elizabeth benden bir ricada bulundu. Küçük Elizabeth hoşlanmadığı insanlardan bir şeyler rica etmezdi.

“Kediyi kaldırsanız da sevsem olmaz mı?” diye sordu utanarak.

Dusty Miller bacaklarıma sürtünüyordu. Onu birazcık kaldırdım. Küçük Elizabeth minik elini uzatarak başını keyifle okşadı.

“Ben kedicikleri bebeklerden daha çok seviyorum.” dedi. Tuhaf bir meydan okuma vardı sözlerinde belli belirsiz. Sanki şok olacakmışım gibiydi ancak yine de gerçeği söylemeye kendini mecbur hissediyordu.

“Sanırım hiç yakınlarında bebek olmadı. Sen de ne kadar sevimli olduklarını bilmiyorsun.” dedim gülümseyerek. “Senin kedin var mı?”

Elizabeth kafasını salladı.

“Hayır yok. Büyükanne kedilerden hoşlanmıyor. Kadın da nefret ediyor. Kadın bu gece dışarıda. Bu sebepten süt için ben çıktım. Süt için dışarı çıkmayı seviyorum. Çünkü Rebecca Dew hoş bir insan.”

“Peki bu gece o gelmediği için üzüldün mü?” dedim gülerek.

Küçük Elizabeth kafasını salladı.

“Hayır. Sen de çok hoşsun. Ne zamandır seninle tanışmak istiyordum ancak yarın gelmeden olmayacağından korkuyordum.”

Orada durduk ve Küçük Elizabeth sütünü zarifçe yudumlarken sohbet ettik. Bana yarından bahsetti. Kadın, yarının asla gelmeyeceğini söylemiş ancak Elizabeth işin doğrusunu biliyormuş. Bir gün gelecekmiş. Güzel bir sabah uyandığında yarının geldiğini görecekmiş. Bugünün değil yarının. Sonra olaylar gelişecekmiş. Mükemmel olaylar. Kimse kendisini gözetlemeden istediği her şeyi yapabileceği bir gün de gelecekmiş. Yine de Elizabeth’in bunun gerçekleşmeyecek kadar güzel bir şey olduğuna inandığını zannediyorum. Yarında bile. Sonra, liman yolunun sonunda ne olduğunu görebilecekmiş. Güzel bir kırmızı yılan misali kıvrılan o başıboş yolun dünyanın sonuna çıktığını düşünüyor Elizabeth. Mutluluk Adası belki de oradaymış. Elizabeth, geri dönmeyen tüm gemilerin demir attığı bir Mutluluk Adası olduğundan emin. Yarın geldiğinde o adayı bulacakmış.

“Ve yarın gelince…” dedi Elizabeth, “Milyon tane köpeğim ve kırk beş tane kedim olacak. Kedi almama izin vermeyince büyükanneye böyle dedim Bayan Shirley. O da bana kızdı ve şöyle dedi: ‘Ben benimle böyle konuşulmasına alışkın değilim bayan küstah!’ Beni yatağa yemek vermeden yolladılar ceza olarak. Ama ben küstah olmak istememiştim. Uyuyamadım o gece Bayan Shirley. Çünkü Kadın bana küstahlık yaptıktan sonra uykusunda ölen bir çocuk tanıdığını söyledi.”

Elizabeth sütünü bitirince ladin ağaçlarının arkasındaki görünmeyen bir pencereden keskin bir tıklatma sesi duyuldu. Sanırım tüm bu süre boyunca gözetlenmiştik. Benim Elf prensesi koştu, altın rengi kafası ladinlerin çevrelediği karanlık patikada gözden kayboluncaya dek parladı.

“Hayalci bir minik haylaz.” dedi Rebecca Dew kendisine maceramızı anlattığımda. Bu gerçekten de âdeta bir maceraydı Gilbert. Rebecca konuşmasına şöyle devam etti. “Bir gün bana aslanlardan korkar mısın Rebecca Dew?” diye sordu. Ben de, ‘Hiç aslan tanımadığım için buna cevap veremem.’ dedim. ‘Yarında bir sürü aslan olacak.’ dedi. ‘Ama cici, arkadaş canlısı aslanlar olacaklar.’ dedi. ‘Öyle bakarsan göze dönüşeceksin evladım.’ dedim. Bahsettiği o yarında bir şey görmüş gibi bakıyordu. ‘Çok derin düşüncelerim var Rebecca Dew.’ dedi. O çocuğun sorunu yeterince gülmüyor olması.”

Elizabeth’in sohbetimiz boyunca hiç gülmediğini fark ettim. Sanırım hiç gülmeyi öğrenmemişti. O koca ev çok hareketsiz, yalnız ve kahkahasız… Tüm dünyada sonbahar renklerinin cümbüşü varken bile o ev yavan ve kasvetli görünüyor. Küçük Elizabeth kaçkın fısıltıları çok fazla dinliyor.

Summerside’daki vazifelerimden biri ona gülmeyi öğretmek olacak galiba.

En yakın ve en sadık dostun, Anne Shirley

Not: Chatty teyzesinin babaannesinden seçmeler!

3

Windy Poplars, Spook Caddesi, Summerside25 Ekim

Sevgili Gilbert,

Bil bakalım ne oldu? Maplehurst’te yemeğe davet edildim!

Davetiyeyi Bayan Ellen bizzat yazmış. Rebecca Dew gerçekten çok heyecanlıydı. Beni dikkate almalarına bir türlü inanamadı. Bunun sebebinin ise dostane tavırlarım olmadığından çok emindi.

“Belli ki kötü niyetleri var. Bak buna eminim!” dedi.

Ben de böyle bir şeyden şüpheleniyordum açıkçası.

“Muhakkak en güzel giysilerini giy.” diye talimat verdi Rebecca Dew.

Ben de mor menekşelerle süslü krem rengi ince elbisemi giydim. Saçımı da yeni bir modele göre yaptım. Çok güzel oldu.

Maplehurst’teki hanımlar kendi usullerince çok keyifliler Gilbert. Eğer müsaade etselerdi onları sevebilirdim. Maplehurst mağrur, seçkin bir ev. Ağaçlar etrafını çevreliyor ve sıradan evlerle alakası yok. Kaptan Abraham’ın meşhur gemisinin pruvasındaki tahtadan beyaz kadın figürü meyve bahçesinde duruyor. Evin ön merdivenlerinde kara pelin otları var. Yüzyıldan fazla bir zaman önce eski memleketten göç eden ilk Pringle tarafından getirilmiş. Minden Muharebesi’nde savaşan bir ataları daha var. Onun kılıcı da salon duvarında Kaptan Abraham’ın portresinin yanında asılı duruyor. Kaptan Abraham onların babası ve belli ki babalarıyla çok gurur duyuyorlar.

Eski, kara, oluklu şömine raflarının üzerinde devasa aynaları var. Rafın üzerinde yapay çiçeklerden cam bir vazo var. Eski zamanlardan kalma güzelim gemilerin resimleri, bilinen her Pringle’ın saçını içeren saç çelengi, koca deniz kabukları ve misafir odası yatağına serilmiş, olabilecek en sıkı şekilde dokunmuş bir yorgan var.

Salondaki maun koltukların üzerine oturduk. Duvarlar gümüş rengi şeritli duvar kâğıtlarıyla kaplanmıştı. Pencerelerde sırma kumaştan ağır perdeler asılıydı. Mermer masalardan birinde gövdesi kırmızı renkli, yelkenleri ise kar beyazı olan gemisinin güzel bir modeli vardı. Bu maket babalarının gemisinin maketiydi. Tamamen camdan oluşan ve süsleri sarkan devasa bir avizeleri vardı. Ortasında saat olan yuvarlak bir aynaları vardı. Kaptan Abraham’ın uzak diyarlardan getirdiği bir şeydi belli ki. Muhteşemdi. Hayallerimizin evinde böyle bir şey olmasını istiyorum ben de.

Gölgeler bile zarif ve gelenekseldi. Bayan Ellen bana yaklaşık milyon tane Pringle fotoğrafı gösterdi. Çoğu da deri kaplarda bulunan gümüşe işlenmiş dagerreyo tipi fotoğraflarıydı. İri yarı alaca renkli bir kedi dizime zıplayıverince Bayan Ellen tarafından derhâl mutfağa kışkışlandı. Benden özür diledi. Ancak öncesinde mutfakta kediden de özür dilediğini düşünüyorum.

Konuşmayı çoğunlukla Bayan Ellen sürdürdü. Ufak tefek bir kadın olan Bayan Sarah ise siyah ipekten elbisesi, kolalı iç eteği, kar beyazı saçları, elbisesi kadar siyah gözleri ve zayıf, damarlı ellerini, ince dantel fırfırların arasında, kucağının üzerinde kavuşturmuştu. Hüzünlü, sevilesi ve zarif bir hâli vardı. Konuşamayacak kadar kırılgan görünüyordu. Yine de Bayan Ellen da dâhil olmak üzere Pringle kabilesindeki her bir üyenin onun karşısında hizada durduğu hissine kapıldım Gilbert.

Çok leziz bir akşam yemeği yedik Gilbert. Su soğuktu, masa örtüsü güzel, tabaklar ve bardaklar inceydi. Kendileri kadar mesafeli ve aristokrat bir hizmetçi bizlerle ilgilendi. Ancak Bayan Sarah kendisine hitaben söylediğim her sözde sağır taklidi yaptı. Ben de yediğim her lokmanın boğazıma sıkıştığını hissettim. Tüm şevkim kırılmıştı. Kapana kısılmış zavallı bir farecik gibi hissettim kendimi. Ben Kraliyet Ailesi’ni asla ama asla fethedemeyeceğim Gilbert. Yeni yıl geldiğinde istifa edeceğim galiba. Böyle bir kabilenin karşısında hiç şansım yok.

Yine de evlerine bakındığımda yaşlı hanımlar için birazcık üzülmekten kendimi alamadım. Ev bir zamanlar hayattaydı. İnsanlar orada doğdu, öldü, sevinçlerini yaşayıp uykularına daldılar. Çaresizlikleri, korkuları, neşeyi, sevgiyi, ümidi ve nefreti tattılar. Şimdi ise yaşayanların hatırası dışında bir şey yok içinde. Bir de yaşayanlara duyulan iftihar var tabii.

Chatty teyze bugün benim için yatağa temiz çarşaf sererken ortasında elmas şeklinde bir kırışıklık bulduğu için çok mutsuzdu. Çünkü bunun evdeki bir ölümün habercisi olduğuna inanıyor. Kate teyze bu batıl inançtan çok iğrendi. Ancak ben sanırım batıl inançlı insanlardan hoşlanıyorum. Hayata renk katıyorlar. Eğer herkes aklı başında, sağduyulu ve iyi olsaydı hayat çok yavan olmaz mıydı sence de? O zaman konuşacak ne bulurduk acaba?

İki gece önce burada bir felaket yaşadık. Dusty Miller, Rebecca Dew’ün gür sesiyle arka bahçede “Pisi” diye haykırmasına rağmen geceyi dışarıda geçirdi. Ertesi sabah döndüğünde ise öyle bir görünüşü vardı ki… Gözlerinden biri tamamen kapalıydı ve çenesinde yumurta büyüklüğünde bir şişlik vardı. Tüyleri çamurdan dimdik olmuştu ve patilerinden biri ısırılmıştı. Yine de muzaffer ve pişmanlık duymayan bir bakışı vardı hâlâ açık olan gözünde. Dullar dehşete kapılmıştı. Ancak Rebecca Dew sevinçle, “Kedi daha önce hiç esaslı bir kavgaya tutuşmamıştı. Eminim diğer kedi ondan çok daha kötü görünüyordur.”

Bu gece limana sinsice yaklaşan bir sis dalgası var. Elizabeth’in keşfetmek istediği kırmızı yolu kapatıyor. Kent evlerinin bahçelerindeki otlar ve yaprakların yakılmasından oluşan duman ile sisin karışımı Spook Caddesi’ne, ürkütücü, etkileyici ve büyüleyici bir yer havası katıyor. Vakit geç olmaya başladı ve yatağım, “Senin için uyku var bende.” diyor. Yatağa girmek için birkaç basamaklık merdivenden çıkmaya, yataktan inerken de aynı merdivenden inmeye artık alıştım. Ah Gilbert, bundan kimseye bahsetmedim ama artık daha fazla içimde tutamayacağım kadar komik. Windy Poplars’daki ilk sabahımda basamakları unutup yataktan neşeli bir fırlayış gerçekleştirdim. Rebecca Dew’ün de diyeceği üzere patır patır döküldüm. Şansıma hiçbir yerim kırılmadı ama bir hafta boyunca morluklarım oldu.

Küçük Elizabeth ve ben artık iyi arkadaşlarız. Her akşam sütü için kendisi çıkıyor çünkü Kadın’ın bronşiti varmış. Onu her zaman duvar kapısında kocaman gözlerindeki alaca karanlıkla beni beklerken buluyorum. Yıllar boyu açılmamış kapıda konuşuyoruz. Elizabeth sohbetimizi uzatmak için sütünden mümkün olduğunca küçük yudumlar alıyor. Son damlası içildikten sonra da penceredeki tıklatma sesi hiç şaşmıyor.

Elizabeth’in yarınında gerçekleşecek şeylerden birinin babasından mektup alması olduğunu öğrendim. Babası ona hiç mektup yazmamış. O adamın ne düşündüğüne akıl sır erdirmek mümkün değil.

“Benim yüzümü görmek istemiyor Bayan Shirley.” dedi bana. “Ama bana yazmayı sorun etmeyebilirdi.”

“Yüzünü görmek istemediğini kim söyledi sana?” dedim öfkeyle.

“Kadın…” (Elizabeth’in her “Kadın” deyişinde tüm köşeleri ve açıları ürkütücü olan kocaman bir “K” harfi görebiliyorum.) “Söylediği de doğru olmalı. Yoksa beni görmeye gelirdi arada bir.”

“O gece Beth’di. Sadece Beth’ken babasından bahseder. Betty olduğu zamanlarda büyükannesi ve Kadın’a alaycı suratlar yapar arkalarından. Ancak Elsie olduğu zamanlarda bunu yaptığı için üzülür ve suçunu itiraf etmek ister ama bunu yapmaktan korkar. Çok nadir zamanlarda Elizabeth olduğunda peri müziği dinler gibi bir havaya bürünür. Bu zamanlarda sanki güllerin ve yoncaların dilini anlar gibidir. Çok garip bir şey Gilbert. Rüzgârlı kavakların yapraklarından biriymiş gibi hassas oluyor ve ben onu çok seviyorum. O iki korkunç ihtiyarın onu karanlıkta yatmaya yolladıklarını bilmek beni delirtiyor.”

“Kadın ışık olmadan uyuyacak kadar büyüdüğümü söylüyor. Ama ben çok küçük hissediyorum Bayan Shirley çünkü gece çok büyük ve çok korkunç. Bir de odamda doldurulmuş bir karga var ve ben ondan korkuyorum. Kadın eğer ağlarsam karganın gözlerimi gagalayacağını söyledi. Tabii ki buna inanmıyorum ama yine de korkuyorum Bayan Shirley. Geceleri nesneler birbirlerine fısıldıyorlar. Ancak yarında hiçbir şeyden asla korkmayacağım. Kaçırılmaktan bile!”

“Ancak senin kaçırılma tehliken yok ki Elizabeth.”

“Kadın eğer bir yere tek başıma gider ya da yabancılarla konuşursam böyle bir tehlikenin olduğunu söyledi. Ama sen yabancı değilsin. Öyle değil mi Bayan Shirley?”

“Hayır tatlım. Yarında birbirimizi hep tanıyorduk.” dedim.

4

Windy Poplars, Spook Caddesi, Summerside10 Kasım

En Sevgili,

Eskiden en nefret ettiğim insan kalemimin sivriliğini bozan kişi olurdu hep. Ancak ben okulda olduğum zamanlarda tarifleri kopya etmek için kalemimi kullanan Rebecca Dew’den nefret edemem. Bunu bir kez daha yaptı ve sonuç olarak bu seferlik uzun bir mektup ya da aşk mektubu alamayacaksın. (En sevdicek.)

Son cırcır böceği de şarkısını söylemiş bulundu. Artık akşamlar o kadar soğuk ki odamda küçük, tombul ve dikdörtgen bir odun sobası bulunduruyorum. Rebecca Dew kurdu. Ben de bu yüzden kalem olayını affettim. O kadının yapamayacağı hiçbir şey yok. Üstelik okuldan geldiğimde sobayı yakmış oluyor hep. Mini minnacık bir soba… Elimle bile kaldırabilirim. Eğri büğrü demirden dört ayağı olan yaramaz bir köpek gibi. Ancak içini odunlarla doldurduğunda gül misali kızarıyor ve içeriye muhteşem bir sıcaklık veriyor. Ne kadar rahat olduğunu tahmin bile edemezsin. Şu anda karşısında oturuyorum. Ayaklarım minik ocağının karşısında ve mektubumu dizlerimin üzerinde karalıyorum.

Summerside’daki hemen hemen herkes Hardy Pringleların dans partisinde. Ben davet edilmedim. Rebecca Dew bu duruma o kadar sinirlendi ki Dusty Miller’ın yerinde olmak istemezdim. Ancak Hardy’nin güzel ve beyinsiz kızı Myra’nın bir sınav kâğıdında ikizkenar üçgenin taban acılarının eşit olduğunu kanıtlamaya çalıştığını düşününce tüm Pringle kabilesini affediveriyorum. Ya geçen hafta ağaç türlerine “darağacını” da eklemesine ne demeli? Ama hakkını vermek lazım, gaflar sadece Pringlelar tarafından yapılmıyor. Blake Fenton timsahın “kocaman bir böcek çeşidi” olduğunu söyledi. İşte bu türden şeyler bir öğretmenin hayatının renkleri.

Bu gece kar yağacak gibi. Kar yağacak gibi olan akşamları severim. Rüzgâr serin serin esiyor ve keyifli odamın keyfini arttırıyor. Son altın yaprak da titrek kavaklardan dökülecek bu gece.

Sanırım şimdiye kadar her yerden yemek daveti aldım. Yani öğrencilerimin ailelerinin evlerinden bahsediyorum. Hem kentteki hem de köydeki öğrencilerimin aileleri beni davet ettiler. Ah Gilbert sevgilim, kabak reçelinden ne kadar gına geldiğini anlatamam. Hayaller evimizde asla kabak reçeli olmasın lütfen.

На страницу:
3 из 5