bannerbanner
Rüzgârın Kızı Anne
Rüzgârın Kızı Anne

Полная версия

Rüzgârın Kızı Anne

Язык: tr
Год издания: 2023
Добавлена:
Настройки чтения
Размер шрифта
Высота строк
Поля
На страницу:
5 из 5

Dün gece bir bardak su almak için aşağı indiğimde Kate teyzeyi mutfakta yüzüne süt banyosu yaparken buldum. Benden Chatty’ye söylemememi istedi. Bunun aptalca olduğunu düşünürmüş. Ben de söylemeyeceğime söz verdim.

Kadın bronşitini atlattı atlatmasına ama yine de sütü almaya Elizabeth çıkmaya devam etti. Ona müsaade etmelerine şaşıyorum. Çünkü ne de olsa Bayan Campble bir Pringle. Geçen cumartesi akşamı Elizabeth, sanırım o akşam Betty’ydi, yanımdan ayrılırken şarkı söylemeye başladı ve Kadın’ın veranda kapısında ona, “Neredeyse Sebt günü geldi ve sen o şarkıyı söylüyorsun.” dediğini çok net bir şekilde gördüm. Eğer elinden gelseydi Kadın’ın, Elizabeth’in herhangi bir günde şarkı söylemesini engelleyeceğinden eminim.

O gece Elizabeth koyu bordo renkli yeni bir elbise giyiyordu. Ona gerçekten güzel elbiseler giydiriyorlar. Hevesle şöyle dedi bana: “Bu elbiseyi giydiğimde bu gece biraz güzel olduğumu düşündüm Bayan Shirley. Babamın da beni görmesini isterdim. Tabii ki yarın olduğunda beni görecek. Ama bazen zaman çok yavaş geçiyor gibi geliyor bana. Keşke zamanı birazcık hızlandırabilseydik Bayan Shirley.”

Şimdi, en sevgili, biraz geometri alıştırması yapmak zorundayım. Geometri alıştırmaları, Rebecca’nın deyimiyle, “edebî çabaların” yerini aldı artık. Şu anda bana musallat olan korku, yapamayacağım bir geometri sorusunun sınıfta karşıma çıkması. Peki bu durumda Pringlelar bana neler derlerdi düşünebiliyor musun? Kim bilir neler derlerdi!

Bu arada tıpkı beni sevdiğin gibi kedi cinsini de sevdiğinden kalbi kırılmış ve fayda sağlamayan zavallı bir erkek kedi için dua et lütfen. Geçen gün Rebecca Dew’ün ayağının yanından bir fare fırladı ve kendisi o günden beri burnundan soluyor. “Şu kedi yiyip, içip, uyuyup, farelerin her yeri istila etmesine müsaade etmek dışında hiçbir şey yapmıyor. Bu bardağı taşıran son damla!” Bu sebepten onu gördüğü her yerden kovalıyor. En sevdiği minderde bile rahat vermiyor hayvana. Bunu biliyorum çünkü kendisini suçüstü yakaladım. Kedinin dışarı çıkmasına yardımcı olmak istediğinde bu işi pek de nazik olmayan bir ayak hareketiyle yapıyor.

7

Anne, aralık ayının yumuşak ve güneşli bir cuma akşamında Lowvale’de bir akşam yemeğine katıldı. Amcasıyla birlikte Lowvale’de yaşayan Wilfred Bryce, okul bittiğinde utanarak Anne’in yanında geldi ve öğretmenini kilisedeki hindi yemeğine sonrasında da cumartesi gününü kendi evlerinde geçirmek üzere davet etti. Wilfred’ın liseye devam etmesine müsaade etmesi için amcasını ikna etme ümidinde olan Anne ise bu daveti kabul etti. Wilfred yeni yıldan sonra okula devam edemeyecek olmaktan korkuyordu. Zeki, hırslı bir çocuktu ve Anne bu öğrencisiyle yakından ilgileniyordu.

Ancak Wilfred’ı sevindirmenin verdiği mutluluk dışında bu ziyaretinden çok da memnun kaldığını söylemek mümkün değil. Amcası ve yengesi oldukça tuhaf ve hoyrat insanlardı çünkü. Hindi yemeğinden sonra kendini yorgun ve uykulu hissediyordu. Wilfred’ın çöplerin toplanmasına yardım etmesi gerekiyordu ve görünürde bir tane bile kitap yoktu. Sonra salon merdivenlerinin arkasında görmüş olduğu denizcinin yıpranmış eski sandığını ve Bayan Stanton’ın ricasını hatırladı. Bayan Stanton o bölgenin tarihinin hikâyesini yazıyordu ve Anne’e faydalı olabilecek eski günlükler ya da belgeler hakkında bilgisi olup olmadığını sormuştu.

“Pringleların elinde tabii ki çok sayıda belge var.” dedi Anne’e. “Ama onlardan isteyemem. Çünkü Pringlelarla Stantonların arası hiç iyi olmamıştır.”

“Maalesef ben de onlardan isteyemem.” dedi Anne.

“Ah, senden bunu yapmanı beklemem zaten. Senden tek istediğim başka insanların evlerini ziyaret ederken gözlerini açık tutman. Eğer eski günlükler, haritalar ya da işe yarar bir şeyler hakkında bir şekilde bilgi edinirsen benim adıma onları ödünç almanı rica ediyorum. Eski günlüklerde öyle ilginç şeyler buluyorum ki şaşırırsın. Gerçek hayata dair küçük parçalar eski kolonicilere tekrar hayat veriyor. Kitabımda istatistikler ve soy ağaçları yanında böyle şeylere de yer vermek istiyorum.”

Anne, Bayan Bryce’a bu türden belgelere sahip olup olmadığını sorduğunda Bayan Bryce kafasını sallamıştı.

“Bildiğim kadarıyla yok. Ama…” demişti canlanarak… “Şurada Andy amcanın sandığı var. İçinde bir şeyler olabilir. Kendisi bir zamanlar Kaptan Abraham Pringle’la denize açılırdı. Gidip Duncan’a sorayım bakabilmen için.”

Duncan, bakmasına müsaade ettiğini bildiren bir haber yollamıştı ve eğer işine yarayan belgeler bulursa bunları alabilirmiş. Zaten adam sandıktakileri yakıp sandığı alet kutusu olarak kullanmayı planlıyormuş. Böylece Anne, sandıktakileri incelemeye koyuldu. Ancak tek bulabildiği Andy Bryce’ın denizde geçirdiği yıllar boyunca “seyir defteri” olarak kullandığı anlaşılan sarı bir günlüktü. Anne işte bu defteri fırtınalı sabah boyunca ilgi ve keyifle okumaya kaptırdı kendini. Andy denizcilik ilmi konusunda bilgiliydi ve büyük bir hayranlık duyduğu aşikâr olan Kaptan Abraham Pringle’la beraber çok sayıda yolculuğa çıkmıştı. Günlük, Kaptan’ın cesaretini ve becerilerini imla ve dil bilgisi hatalarıyla dolu bir dille övdüğü yazılarla doluydu. Özellikle de Afrika boynuzunun etrafında yaşadıkları tehlikeli bir maceradan bahsediyordu. Ancak anlaşıldığı üzere aynı hayranlığı Abraham’ın başka bir gemide kaptan olan kardeşi Myrom’a duymuyordu.

“Bu akşam Myrom Pringle’ın evindeydim. Karısı onu kızdırınca kadının suratına bir bardak su fırlattı.”

“Myrom evde. Gemisi yanınca filikalara bindiler. Açlıktan ölmek üzerelermiş. En sonunda kendini silahla öldüren Jonas Selkirk’ü yemişler. Mary G. onları buluncaya dek Jonas’la idare etmişler. Myrom bana kendisi anlattı bunu. Bunun komik bir şaka olduğunu düşünüyordu sanki.”

Son girdi Anne’i ürpertmişti. Andy’nin bu korkunç durumu hissizce ifade edişi ise tuz biber olmuştu. Sonra derin bir tefekküre daldı. Bu defterde Bayan Stanton’ın işine yarayacak hiçbir şey yoktu. Peki Bayan Sarah ve Bayan Ellen çok sevdikleri babalarıyla ilgili bu kadar çok bilgi içeren bir şeyle ilgilenmezler miydi? Diyelim ki bunu onlara yolladı. Nasıl olsa Duncan Bryce istediğini yapabileceğini söylemişti.

Hayır, yollayamazdı. Neden onları memnun etmek ya da saçma sapan gururlarını şişirmek için çabalasın ki? Hâlihazırda zaten yeterince kibirliler. Onu okuldan kaçırmaya karar vermişlerdi ve başarılı da oluyorlardı. Onlar ve kabileleri Anne’i mağlup etmişlerdi.

Wilfred, o akşam Anne’i tekrar Windy Poplars’a götürdü. İkisi de mutluydu. Anne, Duncan Bryce’ı, Wilfred’ın lisedeki senesini bitirmesine izin vermeye ikna etmişti.

“Sonra bir seneliğine Queens’e gideceğim ve ondan sonra da öğretmenlik yapıp kendimi eğiteceğim.” demişti Wilfred. “Sizin hakkınızı nasıl öderim Bayan Shirley? Amcam kimselerin sözünü dinlemezdi ama sizden hoşlanıyor. Ahırdayken bana dedi ki, ‘Kızıl saçlı kadınlar bana her istediklerini yaptırabilirler.’ Ancak saçınız sayesinde olduğunu düşünmüyorum Bayan Shirley. Her ne kadar çok güzel olsa da. Sizin sayenizde oldu.”

Anne o gece saat ikide uyandı ve Andy Bryce’ın günlüğünü Maplehurst’e yollama kararı aldı. Ne de olsa o ihtiyar hanımefendilerden biraz olsun hoşlanıyordu. Ayrıca hayatlarını renklendirecek çok az şeyleri vardı. Ellerinde sadece babalarıyla duydukları iftihar vardı. Saat üçte tekrar uyandı ve bunu yapamayacağına karar verdi. Bayan Sarah sağır gibi davranmıştı gerçekten de! Saat dörtte tekrar fikir değiştirdi. En nihayetinde ise günlüğü yollama kararı aldı. Küçülemezdi çünkü. Anne’in Pyelar gibi küçülme korkusu vardı.

Bu konuda karar aldıktan sonra Anne uzun bir uykuya daldı. Gecenin ortasında uyanarak kulesinin etrafında ilk kar fırtınasının seslerini duyup da battaniyelerine gömüldükten sonra tekrar rüyalar âlemine dalmanın çok müthiş olduğunu düşünüyordu.

Pazartesi sabahı eski günlüğü dikkatlice kaplayıp küçük bir not eşliğinde Bayan Sarah’a yolladı.

Sevgili Bayan Pringle,

Acaba bu eski günlükle ilgilenir miydiniz diye merak ediyorum. Bay Bryce bu günlüğü Bayan Stanton’a vermek üzere bana verdi. Kendisi bölge tarihini yazıyor. Ancak bu günlüğün ona fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Sizin isteyeceğinizi düşündüm.

Saygılarımla,Anne Shirley

“Bu oldukça keskin bir not.” diye düşündü Anne. “Ancak onlara doğal bir şey yazamam ki. Ayrıca bunu kibirli bir şekilde bana geri yollarlarsa da hiç şaşırmam.”

Kışın ilk ayının güzel ve mavi bir akşamüstü vaktinde Rebecca Dew hayatının şokunu yaşadı. Maplehurst arabası, bembeyaz karların arasından geçerek Spooks Caddesi’nde ilerliyordu ve ön kapıda durdu. Bayan Ellen arabadan indi. Sonra herkesin şaşkın bakışları arasında Maplehurst’ten on yıldır hiç ayrılmayan Bayan Sarah onu izledi.

“Ön kapıya geliyorlar.” dedi panikleyen Rebecca Dew nefes nefese.

“Bir Pringle başka nereye gelebilir ki?” diye sordu Kate teyze.

“Tabii, tabii ama orası sıkışır şimdi.” dedi Rebecca trajik bir şekilde. “Elbette ki sıkışacak. Geçen bahar evi temizlediğimizden beri de kapı hiç açılmadı. Bu bardağı taşıran son damla.”

Ön kapı gerçekten de sıkıştı. Ancak Rebecca Dew, çaresiz bir şiddet hamlesiyle sertçe açtı ve Maplehurst hanımlarını salona buyur etti.

“Çok şükür bugün ateşimiz var.” diye düşündü. “Umarım kedi koltuğu tüylememiştir. Eğer Sarah Pringle’ın elbisesine bizim salonumuzdan kedi tüyü bulaşırsa…”

Rebecca Dew, bunun sonuçlarını düşünmeye cesaret edemedi. Anne’i kule odasından aşağı çağırdı. Bayan Sarah, Bayan Shirley’nin evde olup olmadığını sormuştu çünkü. Anne’i çağırdıktan hemen sonra da kendini mutfağa attı. İhtiyar Pringle kızlarının Anne’i görmek isteme sebebini merak ederken çıldırmış gibiydi.

“Sanki ona edecekleri başka eziyet kaldı ya…” dedi Rebecca Dew kötümser bir şekilde.

Anne bile aşağı hatırı sayılır bir ürperti ile inmişti. Acaba günlüğü buz gibi bir azar eşliğinde iade etmek için mi gelmişlerdi?

Küçük, buruş buruş, kaskatı Bayan Sarah, Anne’in salona girdiğini görünce ayağa kalkıp hemen konuya girmişti.

“Teslim olmaya geldik.” dedi buruk bir şekilde. “Yapacak başka bir şeyimiz yok. Tabii ki zavallı Myrom amcamızla ilgili o skandal girdiyi görünce ne kadar çaresiz olacağımızı sen çok iyi biliyordun. Bu doğru değil. Doğru olamaz. Myrom amca, Andy Bryce’a şaka yapmıştır. Andy çok saftı. Ama ailemiz dışındaki herkes buna seve seve inanır. Bunun bizleri alay konusu ya da daha kötüsü hâline getireceğini sen biliyordun. Ah, sen ne akıllısın. Bunu kabul ediyoruz. Jen özür dileyecek ve artık uslu duracak. Ben, Sarah Pringle, sana bunun garantisini vereceğim. Tabii sadece bunu Bayan Stanton’a söylemeyeceğine dair söz verirsen. Kimseye söylemezsen biz her şeyi yapmaya hazırız, her şeyi…”

Bayan Sarah, ince dantelden mendilini mavi damarlı küçük ellerinde büktü. Tir tir titriyordu.

Anne hayret ve dehşetle bakakaldı. Zavallı ihtiyar şeyler! Kendilerini tehdit ettiğini düşünüyorlardı!

“Büyük bir yanlış anlaşılma olmuş.” diye haykırdı Bayan Sarah’nın zavallı acınası ellerini tutarken. “Ben böyle düşüneceğinizi asla, asla aklımdan geçirmedim. Muhteşem babanızla ilgili böylesine ilginç detayları okumak istersiniz diye düşünmüştüm sadece. Bunları ne başka birine gösterme ne de anlatma amacım vardı. Azıcık bile önemi olduğunu düşünmedim. Asla da düşünmeyeceğim.”

Bir an için büyük bir sessizlik oldu. Bayan Sarah zarifçe ellerini çekti. Mendilini gözlerine götürüp oturdu. Kırışık yüzünde belli belirsiz bir kızarma vardı.

“Biz… Biz seni çok yanlış anladık canım. Sana çok, çok fena davrandık. Bizi affedecek misin?”

Yarım saat geçmişti. Rebecca Dew’ün neredeyse ölümüne sebep olacak bir yarım saat… Sonra Bayan Pringlelar oradan ayrıldılar. Yarım saat boyunca Andy’nin günlüğünde alev almaz içeriklerden bahsetmişlerdi. Ortamda arkadaşça bir hava vardı. Ön kapıya geldiklerinde Bayan Sarah, kendisi bu görüşme sırasında hiçbir işitme problemi tecrübe etmemişti, bir an için arkasını döndü ve çok ince, keskin bir el yazısı ile üzerine bir şeyler yazılmış bir kâğıt çıkardı el çantasından.

“Neredeyse unutuyordum. Bir zaman önce Bayan Maclean’e pound kek tarifimizi vereceğimize söz vermiştik. Acaba bunu ona iletebilir misin? Ayrıca kendisine terletme evresinin çok önemli, hatta vazgeçilmez olduğunu söyleyin. Ellen bonen hafifçe kaymış diğer kulağına. Yola çıkmadan önce düzeltsen iyi edersin. Giyinirken biraz telaşlıydık da.”

Anne dullara ve Rebecca Dew’e Andy Bryce’ın eski günlüğünü Maplehurst hanımlarına verdiğini, onların da teşekkür etmek için geldiklerini söyledi. Bu açıklama ile yetinmek zorundalardı. Her ne kadar Rebecca Dew bu olayın arkasında çok daha fazla şey yattığını hissetse de. Eski, solmuş, tütün lekeleri olan bir günlük için duyulan minnet Sarah Pringle’ı Windy Poplars’ın kapısına getiremezdi asla. Bayan Shirley çok derindi… Çok derin!

“Bundan sonra ön kapıyı günde bir kez açacağım.” diye söz verdi Rebecca. “Sadece pratik olsun diye. Açarken zor oldu. Neyse, pound kek tarifini de almış olduk. Otuz altı yumurta! Eğer şu kediden kurtulur da tavuk almama izin verirseniz senede bir bu kekten yapmaya maddi olarak güç yetirebiliriz.”

Bunun üzerine Rebecca Dew, mutfağın yolunu tuttu ve kediye, ciğer istediği hâlde süt vermek suretiyle evvelki olayın acısını çıkarmış oldu.

Shirley-Pringle kavgası sona ermişti. Pringlelar dışında kimse bu duruma akıl sır erdiremiyordu. Ancak tüm Summerside ahalisi, Bayan Shirley’in tek başına, gizemli bir şekilde geri püskürtmüştü. Pringlelar artık Bayan Shirley’in avucunun içine bakıyorlardı. Ertesi gün okula gelen Jen, tüm sınıfın karşısında Anne’den özür diledi. O andan itibaren örnek öğrenci oldu ve diğer Pringlelar da onun izinden gitti. Yetişkin Pringlelara gelince, muhalefetleri güneş öncesi sis misali kayboluverdi. Artık ne “disiplinden” ne de ev ödevinden şikâyet ediyorlardı. Kendi türlerinin belirgin özelliği olan ince ve imalı züppeliklerinden eser kalmamıştı. Anne’e iyi davranmak için âdeta birbirleriyle yarışmaya başladılar. Artık onsuz bir dans daveti ya da başka bir toplantı yapılmıyordu. Her ne kadar ölümcül günlük Bayan Sarah tarafından bizzat ateşe atılmış olsa da hatıra hatıraydı ve Bayan Shirley’in anlatmak istemesi hâlinde anlatacak bir hikâyesi vardı. O meraklı Bayan Stanton’ın Kaptan Myrom Pringle’ın bir yamyam olduğunu bilmesi hiç ama hiç iyi olmazdı!

8

Gilbert’a yazılan mektuptan alıntı:

Şu anda kulemdeyim ve Rebecca Dew mutfakta Noel ilahileri söylüyor. Bu da bana koroda şarkı söylememi isteyen papaz eşini hatırlattı. Tabii ki Pringlelar söyledi bunu yapmasını. Green Gables’da geçirmediğim pazar günleri buradaki kilise korosunda şarkı söyleyebilirim. Pringlelar dostluk elini bir miktar kin güttükten sonra uzattılar ve beni tamamen kabul ettiler. Ne kabile ama!

Tam üç Pringle davetine katıldım. Bunu söylerken hiçbir kötü niyetim yok ama sanırım tüm Pringle kızları benim saç stilimi taklit ediyor. Ama ne derler bilirsin, “Taklit en samimi iltifattır.” Bir de onlardan gerçekten hoşlanıyorum Gilbert. Bana bir şans verdiklerinde onları seveceğimi hep biliyordum zaten. Eninde sonunda Jen’den de hoşlanacağıma dair şiddetli şüphelerim var. İstediğinde çok hoş bir insan olabiliyor ve belli ki bunu istiyor.

Geçen gece arı kovanına çomak soktum. Diğer bir deyişle gözümü karartıp Evergreenlerin verandalarına çıktım ve zili çaldım. Bayan Monkman kapıyı açtığında Küçük Elizabeth’i yürüyüş yapmak için yollamasını rica ettim. Beni reddetmelerini bekliyordum ancak Bayan Campbell ile görüşmek için yanımdan ayrılan Kadın geri döndüğünde somurtkan bir yüz ifadesiyle Elizabeth’in gitmesine izin verildiğini ancak geç kalmaması gerektiğini söyledi. Bayan Campbell’ın bile Bayan Sarah’dan emir aldığını düşünmeye başladım bunun üzerine.

Elizabeth, karanlık merdivenlerden dans ederek indi aşağıya. Kırmızı paltosu ve küçük yeşil başlığı ile bir periye benziyordu. Sevinçten küçük dilini yutmuş gibiydi.

Oradan uzaklaşır uzaklaşmaz, “Kıpır kıpır ve heyecanlı hissediyorum kendimi Bayan Shirley. Şu anda Betty’im. Böyle hissettiğim zamanlarda hep Betty oluyorum.”

Elizabeth’in dünyanın sonu olduğunu düşündüğü yere, yani yolun aşağısına kadar gittik. Kızıl gün batımının dibinde kapkaranlık hâlde uzanan liman “peri diyarlarının ıssızlığı” ve meçhul denizlerin gizemli adalarını çağrıştırıyordu. Bu benim de elinden tuttuğum miniğin de içini ürpertti.

“Eğer yeterince hızlı koşarsak gün batımına yetişebilir miyiz Bayan Shirley?” diye sordu bana Elizabeth. Bu da bana Paul ve “gün batımı diyarları” hakkındaki hayallerini hatırlattı.

“Bunu yapabilmemiz için yarına kadar beklememiz gerekiyor.” dedim. “Liman ağzının hemen üzerindeki altından bulut adasına baksana Elizabeth. Hadi oranın senin Mutluluk Ada’n olduğunu hayal edelim.”

“Aşağıda bir yerlerde bir ada var.” dedi Elizabeth hülyalı bir şekilde. “İsmi Flying Cloud (Uçan Bulut). Çok güzel bir isim değil mi? Yarına ait bir isim. Orayı çatı katındaki pencerelerden görebiliyorum. Orası Bostonlu bir beyefendiye ait ve orada yazlık evi var. Ancak ben orası benimmiş gibi yapıyorum.”

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.

1

“Korkunç”, “hayalet” anlamlarına gelen bir kelime. (ç.n.)

2

İncil, Mezmurlar, 148: 8.

Конец ознакомительного фрагмента
Купить и скачать всю книгу
На страницу:
5 из 5