İslamın temelleri (i̇slam'in temelleri̇ni̇ terk etmeni̇n sonuçlari)
İslamın temelleri  (i̇slam'in temelleri̇ni̇ terk etmeni̇n sonuçlari)

Полная версия

İslamın temelleri (i̇slam'in temelleri̇ni̇ terk etmeni̇n sonuçlari)

Язык: Русский
Год издания: 2026
Добавлена:
Настройки чтения
Размер шрифта
Высота строк
Поля

Ибрахим Шитик

i̇slam'in temelleri (i̇slam'in temelleri̇ni̇ terk etmeni̇n sonuçlari)

İslam'ın Temelleri

Birinci Bölüm. Şehadet: Anlamsızca Söylenemeyecek Bir Söz

İnsan bazen bazı sözleri binlerce kez söyler ve neredeyse hiç düşünmez. Bazı sözler alışkanlığın, selamlaşmanın, konuşmanın ve günlük hayatın bir parçası hâline gelir. Fakat bazı sözler vardır ki o kadar büyük bir anlam taşır ki onların arkasında yalnızca insani bir söz, güzel bir ifade veya belirli bir kültüre ait olma duygusu bulunmaz.

Bu sözlerden biri şehadettir.

“Lâ ilâhe illallah, Muhammedür-Resûlullah” — “Allah’tan başka hak ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın elçisidir.”

Müslüman bu sözleri ailesinde böyle kabul edildiği için, Müslüman bir ülkede doğduğu için veya kimliğinde böyle yazdığı için söylemez. Şehadet, insanın Yaratıcısına, ibadete, helale ve harama ve nihayet bütün hayatına bakışını değiştirmesi gereken bir hakikat ikrarıdır.

Peygamber Muhammed ﷺ, imanın şehadetini İslam'ın beş temel esasından biri olarak açıkça zikretmiştir. İbn Ömer'den rivayet edilen ve Sahih-i Müslim'de yer alan sahih hadiste İslam'ın beş esas üzerine kurulduğu bildirilir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şahitlik etmek; namazı kılmak; zekâtı vermek; Ramazan orucunu tutmak ve Allah'ın Evine hac yapmak.

Bu, şehadetin dinin ilave bir ayrıntısı olmadığı anlamına gelir. Bütün binanın başlangıcıdır.

“Lâ ilâhe illallah” ne anlama gelir?

Bu ifadeyi anlamını hiç düşünmeden alışkanlık hâlinde söylemek çok kolaydır.

Fakat “Lâ ilâhe illallah” yalnızca “Allah vardır” anlamına gelmez.

İslam, Yaratıcının varlığını kabul etmenin tek başına yeterli olduğunu söylemez. Şehadetin anlamı çok daha derindir: ibadet yalnızca Allah'a aittir.

Kur'an'da şöyle buyurulur:

“Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” Kur'an, 51:56.

Buna göre insan, hayatının amacını yalnızca zevk, para, şöhret, eğlence, ilişkiler, dış görünüş veya kariyer hâline getirmesine izin verilmiş bir varlık değildir. İslami anlayışta insan hayatının daha yüce bir amacı vardır: Allah'a ibadet etmek.

İşte bu nedenle şehadet yalnızca dilde değil, inançta da bulunmalıdır.

Kur'an ayrıca şöyle buyurur:

“Onlara yalnızca, dini Allah'a has kılarak O'na ibadet etmeleri emredilmişti…” Kur'an, 98:5.

Burada özellikle “samimiyetle” anlamına gelen kısım önemlidir.

Bir insan İslam hakkında çok konuşabilir, Müslüman bir isim taşıyabilir, Müslüman bir aileden gelebilir ve kendisini Müslüman sayabilir. Fakat asıl soru çok daha ciddidir: Gerçekte kime ibadet ediyor? Kimin emrini kendi arzusunun önüne koyuyor? Allah'ın vahyi kendi nefsinin arzularıyla çeliştiğinde ne yapıyor?

Şehadet bu sorulara cevap vermeyi gerektirir.

“Muhammed Allah'ın Elçisidir”

Şehadetin ikinci bölümü, sadece Muhammed ﷺ adlı bir peygamberin bir zamanlar yaşamış olduğunu kabul etmek anlamına gelmez.

Bu, onun Allah'ın elçisi olduğunu kabul etmektir.

Dolayısıyla onun din hakkındaki bildirdiği şeyler, insanın yalnızca kendi arzularına uyduğu zaman seçtiği şeyler değil, rehber olarak kabul ettiği şeylerdir.

Peygamber ﷺ dini kendi isteğine göre ortaya koyan biri değildi. Allah'tan gelen vahyi insanlara ulaştırıyor ve dini nasıl yaşayacaklarını kendi hayatıyla gösteriyordu.

Bu yüzden “Muhammed Allah'ın Elçisidir” deyip sonra onun sahih rehberliğine bilinçli olarak önemsiz bir şeymiş gibi yaklaşmak, bu sözlerin kendi anlamıyla çelişir.

Şehadet, Allah'a karşı bir sorumluluktur.

Şehadete neden sıradan bir cümle gibi yaklaşmamalıyız?

Şöyle diyen bir insan düşünelim:

“Ben Allah'a inanıyorum.”

Sonra da kime ibadet edilmesi gerektiği meselesini tamamen önemsiz görür.

Namaza ihtiyacı olmadığını söyler.

Allah'ın yanında başka birine ibadet etmeyi kabul edilebilir görür.

Sırf modern kültür bunu normal gördüğü için tevhidin temellerine açıkça aykırı olan şeyleri kabul eder.

O zaman açık bir soru ortaya çıkar: Bu kişi kendi şehadetiyle gerçekten neyi kastediyor?

İslami inancı yalnızca bir aile geleneğine indirgemek mümkün değildir.

İşte bu nedenle Kur'an insanı sürekli tevhid inancına geri döndürür.

Allah şirkin en büyük tehlikesi hakkında şöyle buyurur:

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakileri dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büyük bir günah işlemiş olur.” Kur'an, 4:48.

Bu, Kur'an'ın en ciddi uyarılarından biridir.

Fakat burada ifadenin doğru anlaşılması gerekir. Ayet, şirki terk etmeden Allah'ın huzuruna çıkan kişi hakkındadır. Bu, insanın hayattayken tövbe kapısının kapandığı anlamına gelmez. Aksine insan yaşadığı sürece Allah'a dönme ve günahı terk etme imkânı vardır.

Bu nedenle bu kitap insana “Sen zaten mahvoldun” dememelidir.

Söylemesi gereken başka bir şey vardır:

Allah'a dönüşünü erteleme.

Çünkü hiç kimse sana yarına kadar yaşayacağının sözünü vermedi. En tehlikeli yanılgılardan biri “Ben Müslümanım, o hâlde ne olursa olsun” diye düşünmektir.

Bu, en aldatıcı düşüncelerden biridir.

Bir insan şöyle diyebilir:

“Ben Müslümanım.”

Ona şöyle sorulabilir:

“Neden?”

O da şöyle cevap verir:

“Çünkü ailem Müslüman.”

Fakat İslam miras kalan bir soyadı değildir.

Sırf Müslüman bir ailede doğduğun için imanını dokunulmaz kabul edemezsin.

Bir insan caminin yanında doğabilir ama Allah'a yakın olmayabilir.

Arapça bazı sözleri bilebilir ama anlamlarını kavrayamayabilir.

Müslüman bir isim taşıyabilir ama imanın gerektirdiği şeyleri yerine getirmeyebilir.

Bu yüzden herkes kendi kendine şu soruları sormalıdır:

Ben tam olarak neye inanıyorum?

Kime ibadet ediyorum?

Allah'ı ibadete layık tek ilah olarak kabul ediyor muyum?

Muhammed ﷺ'i Allah'ın Elçisi olarak kabul ediyor muyum?

Allah'ın emri kendi arzumla çeliştiğinde bile O'na itaat etmeye hazır mıyım?

Bunlar artık kültür meseleleri değildir.

Bunlar iman meseleleridir.

İnsan bilinçli olarak yüz çevirdiğinde ne olur?

Burada çok dikkatli olmak gerekir.

Günah işleyen her Müslüman kâfir olmaz. Bilgi ve delil olmadan belirli bir kişiyi kâfir ilan etmek doğru değildir.

Kitap, günah ile küfrü; ayrıca insanın yaptığı belirli bir fiil ile onun Allah katındaki nihai hükmünü birbirinden ayırmalıdır.

Fakat insan imanın temellerini bilinçli olarak reddettiğinde, mesele artık küçük bir ihlal meselesi değildir.

Bu nedenle tevhid karşısında kayıtsız kalmak mümkün değildir.

Kur'an şirki en büyük günahlardan biri olarak nitelendirir ve bu hâlde Allah'ın huzuruna çıkan kişiyi sonuçları konusunda uyarır.

İşte burada insan korkmalıdır; fakat bu korku onu ümitsizliğe değil, Allah'a dönmeye sevk etmelidir.

Allah'tan korkmak, O'ndan kaçmak anlamına gelmez.

Allah'tan korkmak, O'nun emirlerini hafife almaktan vazgeçmek anlamına gelir.

Şehadet insanı değiştirmelidir

Bir insan gerçekten şunu anlarsa:

“Allah'tan başka hak ilah yoktur” —

artık ibadeti gereksiz bir ayrıntı gibi göremez.

Bir insan gerçekten şunu kabul ederse:

“Muhammed Allah'ın Elçisidir” —

Sünnete sanki hiçbir önemi yokmuş gibi yaklaşamaz.

Gerçekten ahiret gününe inanıyorsa, ölüm hiç yokmuş gibi yaşayamaz.

Gerçekten Allah'a inanıyorsa bir gün kendisine korkutucu ama gerekli şu soruyu sormalıdır:

Bana verilen hayat hakkında O'na ne cevap vereceğim?

Çünkü insan sonsuza kadar yaşamayacaktır.

Gençlik sona erecek.

Güç sona erecek.

Güzellik değişecek.

Para kalmayacak.

Telefon kalmayacak.

Moda değişecek.

İnsanların görüşleri unutulacak.

İnsan ise Rabbiyle baş başa kalacaktır.

O zaman artık şöyle diyemeyecektir:

“Yetişemedim.”

İşte bu nedenle İslam'ın ilk temelini yaşlılığa ertelemek doğru değildir.

Gençlik mazeret değildir

Bazı gençler şöyle düşünür:

“Daha gencim. Sonra ilgilenirim.”

Fakat hiç kimseye yaşlılığa ulaşacağına dair bir söz verilmemiştir.

İnsan hayatının ne zaman sona ereceğini bilmez.

Bu yüzden en tehlikeli kendini kandırma biçimlerinden biri şudur:

“Bir gün dindar olurum.”

O “bir gün” hiç gelmeyebilir.

Hayat zorlaşana kadar Allah'ı hatırlamayı beklemek zorunda değilsin.

Yaşlılığı beklemek zorunda değilsin.

Bir felaketin gelmesini beklemek zorunda değilsin.

Allah'a dönüş yolu, insan ertelemekten vazgeçtiği anda başlar.

Bu Bölümün Son Uyarısı

Şehadet bir şifre değildir.

Bir kültür sembolü değildir.

Akrabaların önünde söylenmesi yeterli olan bir söz değildir.

Müslüman kimliğinin bir süsü değildir.

Şehadet, kalpte gerçek olması ve Allah'a ibadet ile O'nun Elçisi ﷺ karşısındaki tutumda ortaya çıkması gereken bir tanıklıktır.

Bu nedenle farz namaz, oruç, zekât, hac, haya, giyim ve İslam'ın diğer emirleri hakkındaki sonraki bölümlere geçmeden önce şunu hatırla:

Her şey, kime ait olduğun ve kime ibadet ettiğin sorusuyla başlar.

Allah insanın kendisine ibadet etmek için yaratıldığını bildirir.

Peygamber ﷺ de İslam'ın beş temel üzerine kurulduğunu ve bunların ilkinin iman şehadeti olduğunu bildirmiştir.

Bu nedenle insan, hayatının sonuna geldiği anı bekleyip bütün hayatı boyunca söylediği sözlerin anlamını düşünmemelidir.

Onları şimdi düşün.

Çünkü bu hayattan sonra geri dönüp onu yeniden yaşama imkânı olmayacaktır. İkinci Bölüm. Şehadetten Sonra Dört Temel

Önceki bölümde İslam'ın başladığı şehadet üzerinde durduk. Şimdi Peygamber Muhammed ﷺ'in meşhur hadisinde İslam'ın üzerine kurulduğu bildirilen diğer dört temele geçmemiz gerekiyor: namaz, zekât, Ramazan orucu ve buna gücü yeten kimse için Kâbe'ye hac. Peygamber ﷺ bu beş şeyi İslam'ın temelleri olarak zikretmiştir.

Bu, dini anlamak için çok önemli bir noktadır.

İslam'ın temelleri, insanın sadece atalarının böyle yaptığı için yerine getirdiği rastgele dört ibadet değildir. Her biri insanda belirli bir özellik geliştirir ve onu Allah'a bağlar.

Namaz, insanı Allah'a sürekli yönelmeye alıştırır.

Zekât, insana malına doğru şekilde yaklaşmayı öğretir.

Oruç, özdenetim, sabır ve takvayı öğretir.

Hac, Müslümanları tek Allah'a ibadet etme etrafında birleştirir ve İbrahim ile İsmail peygamberleri hatırlatır.

Bütün bunlar bize önemli bir şeyi gösterir: İslam sözlerle sınırlı değildir.

İman hayata yansımalıdır.

1. NAMAZ — ALLAH'A SÜREKLİ YÖNELİŞ

Şehadet imanın ikrarıysa, namaz bu imanın günlük hayattaki en önemli tezahürlerinden biridir.

Namaz nedir?

Namaz, belirli bir şekilde, belirli vakitlerde, belirli hareket ve sözlerle yerine getirilen Allah'a ibadettir.

Bu sadece birkaç dakikalık sessizlik değildir.

Basit bir egzersiz değildir.

Meditasyon değildir.

İnsanın kendi kendisiyle konuşması değildir.

Bu, Yaratan'a ibadettir.

Kur'an'da Allah namazı kılmayı birçok kez emreder.

Örneğin:

“Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.”

Kur'an 2:43.

Kur'an'da namaz ile zekâtın ne kadar sık birlikte zikredildiğine dikkat edin. Bu tesadüf değildir. İslam dini, Allah'a ibadet ile insanın diğer insanlara karşı sorumluluğunu birbirine bağlar.

Namaz neden bu kadar önemli bir yere sahiptir?

İnsan gün içinde neden yaşadığını kolayca unutabilir.

Sabah okulunu veya işini düşünür.

Gündüz arkadaşlarını, parayı, işlerini ve eğlenceyi düşünür.

Akşam telefonunu, oyunları, sosyal medyayı, filmleri ve konuşmaları düşünür.

Saatler geçer.

Sonra günler.

Ardından aylar.

İnsan sürekli dünyadaki her şeyle meşgul olabilir ve Yaratıcısını neredeyse hiç düşünmeyebilir.

Namaz bu döngüyü keser.

İnsan gün içinde birkaç kez işlerini bırakır ve Allah'a yönelir.

Ayağa kalkar.

O'nun huzurunda durur.

Rükû eder.

Sonra secde eder.

Allah'ı över ve O'na yönelir.

Böylece namaz insanı düzenli olarak hayatının asıl amacına geri döndürür.

Allah şöyle buyurur:

“Şüphesiz Ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl.” Kur'an 20:14.

Böylece Kur'an namazın temel amaçlarından birini açıkça açıklar: Allah'ı anmak.

Beş Vakit Namaz

Günlük farz namazlar şunlardır:

Sabah — sabah namazı.

Öğle — öğle namazı.

İkindi — ikindi namazı.

Akşam — güneş battıktan sonraki namaz.

Yatsı — gece namazı.

Bunlar insanın kendisinin seçtiği beş namaz değildir.

Bunlar belirlenmiş ibadet vakitleridir.

Cibril hadisi olarak bilinen meşhur hadiste Peygamber ﷺ İslam'ın esaslarını açıklamış, diğer sahih hadislerde de farz namazların ve vakitlerinin açıklaması nakledilmiştir.

Beş vaktin farz oluşu da Peygamber ﷺ tarafından İslam'ın temellerinden biri olarak belirlenmiştir.

Namaz sadece hareketlerden ibaret değildir

Bazen insan nasıl duracağını, nereye eğileceğini ve hangi sözleri ne zaman söyleyeceğini bilir; fakat ne yaptığını neredeyse hiç anlamaz.

Bu nedenle namazın anlamını bilmek önemlidir.

Müslüman şöyle dediğinde:

Allahu ekber —

Allah'ı yüceltmiş olur.

Allah'a hamdettiğinde, mutlak hâkimiyetin ve yüceliğin O'na ait olduğunu kendisine hatırlatır.

Secde ettiğinde, bedenen kendisini Allah'ın huzurunda teslimiyet ve tevazu konumuna koyar.

İşte bu nedenle secde ibadette özel bir yere sahiptir.

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secdede olduğu andır.” Sahih-i Müslim.

Bu gerçekten derin bir düşüncedir.

Günlük hayatta insan başkalarından daha güçlü, daha zengin, daha ünlü ve daha etkili olmaya çalışır.

İbadette ise Yaratıcısının önünde isteyerek eğilir.

İnsanların önünde aşağılanmaz; Allah'ın huzurunda tevazu gösterir. Türkiye'de namaz konusunda büyük sorunlar bulunmaktadır. Çok sayıda insan camilere yalnızca cuma namazı için gelir, diğer beş farz namaza gelmez. Bazıları Müslüman olduklarını söylemelerine rağmen hiç namaz kılmaz ve namaz yoksa dinin de olmadığını anlamaz. Âlimlerin çoğu, iki namazı kasten terk eden kişinin Müslüman olmadığı görüşündedir. Şimdi istatistiklere bakalım: Türkiye'de nüfusun yaklaşık %90 ila %99'u kendisini Müslüman olarak tanımlıyor; resmî istatistikler ve araştırmalara göre bu, yaklaşık 75–81 milyon kişiye karşılık geliyor. Fakat namaz kılma oranına dikkat edin! Sosyolojik araştırmalara göre Türkiye'de beş vakit namazı her gün kılanların oranı %18,8 ile %40 arasında değişmektedir! Allahu ekber! Yani Türkiye'de kendisini Müslüman sayanların yarısından azı gerçekte kâfir mi? Bu korkunç bir şey! Daha doğru ifadeyle, vatandaşların ezici çoğunluğu kendisini Müslüman olarak tanımlasa da günlük farz namazı düzenli olarak yerine getirenler toplumun daha küçük veya orta büyüklükteki bir bölümünü oluşturmaktadır. Ayrıca Türklerin namazı çok özensiz kıldığı da dikkat çekmektedir. Türkiye'deki bir camiye girerseniz Türklerin namazı ne kadar hızlı kıldığını görebilirsiniz. Oysa Peygamber Muhammed ﷺ şöyle buyurmuştur:

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.

Конец ознакомительного фрагмента
Купить и скачать всю книгу